Antalya Gazetesi Himmet Öcal İle Unuttuğumuz yanımız ‘ Sanat ’ Röpörtajı Yaptı Şub15

Tags

Related Posts

Share This

Antalya Gazetesi Himmet Öcal İle Unuttuğumuz yanımız ‘ Sanat ’ Röpörtajı Yaptı

Unuttuğumuz yanımız ‘Sanat’

e75c2f9ba9

Orkun Ozan Sanat Galerisi’nin Sahibi Himmet Öcal ile bu haftaki Eskimeyen Antalya’da, geçmişten bu güne sanatı konuştuk

Sanatla olan bağınız nerede başlar nereye gider bilemem ama herkesin sanatla ilgili tanımı vardır. Her insanın hayatına öyle ya da böyle bir kere dokunmuş, çoğunlukla yarım kalmış bir adımdır sanat. Yarım kalmıştır diyorum çünkü sanatı gelip geçici bir meşgale olarak görmüşüzdür hep. Sanırım sanata yapılan en büyük ihaneti ilk önce unutup en son aklımıza getirerek yaptık.

Himmet Öcal, olaylara bakış açısı ve duyarlılığı ile Antalya’nın sanat alanında en büyük şanslarından biri. Duruşu, kişiliği ve hayat görüşü olarak hem meslektaşlarının hem de gençlerin ondan öğreneceği çok şey var. 1978 yılından beri Antalya’nın sanat hayatının tanıklığını yapan Öcal, hem kendisinin hem de toplumun sanata bakışını Eskimeyen Antalya’ya anlattı.

 ‘Antalya’nın 1978-78 yıllarından bu yana olan sürece tanıklığım var. Tabi kendi mesleğimin ticari bir faaliyete başlamamla ilgili bir tanıklık. Antalya da yaşamamaya başladıktan sonra 1979 yılında ilk grafik tasarım işletmesini kurdum. O dönemde grafik tasarımın kelime anlamı bile toplumda bilinmiyor. Kim yapar? Ne işe yarar? Nerelerde kullanılır? Ticari fonksiyonu nedir? Bu biliniyordu. Büyükşehirlerde yeni yeni gelişen bir kavramdı ki Antalya’da buna bilhassa da Anadolu’da Devlet İstatistik Kurumu’nun yayınlamış olduğu ekonomiyle ilgili grafik göstergeler anlaşılıyordu. Grafik anlamına gelirdi. Görsel iletişim anlamında basılabilen ve çoğaltılabilen bir üretim olduğu akla gelmiyordu.

Bilinmeyen bir işi yapmak nasıl bir duygu?

Bilinmeyen bir işi anlatmak ve işi üretmek ve bu işten geçim sağlamak zor bir işti. Çünkü tek olmanın vermiş olduğu zorluklar var. Zaman içerisinde bu kavram yerleşti. Başlangıçta buna bir iş yaratabilmenin göstermekten geçiyordu. Tanıdığım birkaç firmanın amblem ve logolarını ücretsiz yaptım. Dünya standartlarında bir şirketin ambleminin nasıl olması gerektiğini yaparak göstermem lazımdı. Öyle de yaptım. Başta ücretsiz çalışmalar yaptım. Ama daha sonra talepler başlayınca bunun bir bedeli olduğunu ve bunu ödemek zorunda olduklarını anlattım. Tabi ki hiçbir zaman İstanbul’daki Ankara’daki meslektaşlarımızın aldığı ücretleri hala burada talep edemedik. Tasarladığımız işlerin bir de üretilmesi lazımdı. O dönemlerde Antalya’da çağdaş anlamda teknolojik matbaalar yoktu. Çok üretim yapabilen ofset matbaalar yok. Mecbur bu sefer ben baskıya girmek zorunda kaldım. Bir yıl içinde makinayı ikiye çıkardık. 19 metrekarelik bir alanda işe başladım. Daha sonra 1992 yılında buranın arsasını satın aldım. O günden beri de bu binadayız. Antalya’nın grafik tasarımı ve baskı iletişim konusundaki başlangıç bu şekildeydi.

Tek başınıza mı çalıştınız? Bilinmeyen bir meslekse çalışacak eleman nasıl buldunuz?

Onun için bu dönem zarfından lise mezunu olmuş ya da okuldan sonra okuyamamış bir çok insanı da eğiterek şimdi benim meslektaşlarım oldular. Daha sonraki dönemlerde Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde ve Akdeniz’de hocalık yaptım ve oradan mezun ettiğim bir çok öğrencimde benimle birlikte Antalya’da meslektaşım oldular. Bu süreçte kendin dünya ölçeğinde teknolojinin nereye gittiğinindin de kopmadım. Yayınları takip ettim fuarlara gittim. Bilgi kimdeyse eğitimli ya da eğitimsiz ama usta, alaylı tecrübeli olan insanlardan bu bilgileri sorarak öğrendim. Hayatımı grafik sanatında geliştiriyorum. Bir sanatçı olduğu ölümde eser üretir mantığı yanlış bir sanatçı aynı zamanda heykel yapmalı resim yapmalı, grafik tasarım bunlardan birazcık farklı. Daha ayrışık. Çünkü teknolojiktir. Teknolojik süreçte bilmediklerimi bilen insanlardan takip ederek öğrendim.  

Sanat galerisi projesi nasıl oluştu?

Bu binanın projesini yaparken 2’nci katında bir sanat galerisi projesi yaptım. Şunu çok iyi biliyordum. Bizim üniversitemizde çevredekilerde mutlaka güzel sanatlar fakülteleri açılacak burada okuyanlarında okul dışında görsel eğitim alabilecekleri kaliteli sergilerin yapıldığı galerilerin yapılması lazımdı. Bende bunları öncülük yaptım. 995 yılından beri periyodik olarak sergiler yapıyorum. Bunlar özellikle sanatın kaliteli sunumunun kaliteli örneklerin olmasına çok dikkat ediyorum. Ulusal anlamdaki sanat kimliğini kazanmış uluslararası sanatçı kimliğini kazanış, üniversitelerdeki hoca sanatçılar yırtışından sanatçıların sergileri oluş açtığımız sergi 119. Sergi. Bu yıl sergileri biraz geciktirdik. Bilerek. Çünkü Türkiye’nin ekonomik şartları insanların ilk önce unutacakları ve hiç getirmeyecekleri konu sanattır. Ben şöyle diyorum. İlk unutulan son akla gelen sanat.

Sanat lüks müdür peki?

 Sanat bir ihtiyaçtır. Birinci gelen insanlar için bir başkası için lükstür. Sanatın bir tarifi var. Zenginin avuntusu, fakirin geçim kaynağıdır derler. Böyle bir düşünürün lafı vardır. Buradaki yapmak istediğimiz Antalya’nın sanatı kaliteli anlamda anlaması. Birçok sergiler açılıyor. Birçok galeriler var. Bazılarına da ben galeri demiyorum. Çünkü ayakaltında çevrelenmiş bir yerden galeri olmaz bu sanata saygısızlıktır. Yani bir belediye ve otelin lobisi sanat eserinin sergileneceği bir yer olmamalı asla. Bu işte sanata verilen değer gösterir. Yani sanat için bir yer ayırıyorsa zaten o sergiyi de yapmasın. O sanatı yapan da o sergiyi açmasın. Sanat ayakaltı bir iş değildir. Kaliteli sanat ve kaliteli sanatçı lazım. Çünkü herkesin bir le uğraşması ve zaman ayırmasına saygı duyarım. Kurslar var kursa giden hanımların el işi çalışmaları var bunları saygı ile karşılıyorum ama her yapılan iş sanat eseri değildir. Her yapılan tablo, resim her neyse bana ne dersek diyelim, bir başkası ile paylaşılacak ve sergilenecek bir obje de değildir.

Ölçüt nedir sanatta? Bir sanatçı tarafından mı yapılması lazım?

Hayır. Sanatçı illa belli bir eğitim almış insan anlamına gelmiyor. Bugün naif dediğimiz sanatçılarda vardır. Naif sıcak samimi duyguların ifadesidir. . Sanat olması için işin içine yaratıcılığın girmesi gerekir. Aristo diyor ki, sanat tabiatın sanatçı gözüyle taklididir. Ona bir yarım getirmek lazım. Sanatın belli dönemlerinde farklı akımlar olmuştur. Ama bunların temelinde birebir tabiatı iyi yorumlayan baktığında farklı bir şey gören sanatçıdır. Sanatçı bunu n üzerine kendi yorumunu getirir. Sanat yaratıcılık işin içine girdiğinde sanat olur. Değilse herkesin elinde cep telefonu var çok da güzel fotoğraf çekiliyor. Bunda bir yaratıcılık yok. Tabi biraz göz alışkanlığı ve fotoğrafı nerede çektiğin de nemli onun dışında yorumlama olmaz. Herhangi bir olay karşısında tabiatı yorumlamasını ortaya koyar sanatçı.

Sergilenecek eserleri neye göre belirliyorsunuz?

Galerinin en başından bu yana çok dikkat ettik sergilenen eserlere ve sanatçılara. Antalya’da bir galeri sahibi olmaz zor bir iş fedakârlık yapıyoruz. Ama bazı kişilerde bu misyonu üstlenmesi lazım. Gördüğünüz eksikliği hep karşı taraftan beklerseniz bu dürüst bir davranış olmaz. Vatandaş olarak her insanın toplum için endişesi olmalı. Bir takım görevler yerine getirmesi ve bunun için bedel beklememesi lazım. Bunun için alkış beklememesi lazım. Doğru ve eksik gördüğünü yapması lazım.

Antalya’nın sanattaki eksikliği nedir?

Bir kere bu bir alışkanlık.  Ve alışkanlığın ötesinde de yatırım aracıdır. Dünyada sanatın yapmış olduğu pirimi hiçbir sektör yapmaz. Bu alışkanlık eğer bir insanda başlarsa devamı gelir. Yani buradaki galerimizdeki sergilerde bazen yakın dost ve arkadaşlarımızın evinde ve iş yerinde resminiz yok bu resmin bir tanesini al. Koy dediğinizde eve bir resim girdikten sonra ikinci, üçüncü kendiliğinden giriyor. Çünkü o mekânı nasıl değiştirdiği görülüyor. Antalya’da çok güzel binalar var. Manzara müthiş. Ama evlere girin boş duvarlar. Hele son dönemde reprodüksiyon var. İyi basılmış bir reprodüksiyon yine kabul edilebilir. Ama neredeyse renkli fotokopiyle çekilmiş, çerçevelenmiş resimler konuyor. Ama mutlaka bir sanat eserinin sanatının eserinin girmesi lazım. Zannedersem 2000 yılında 600 dolar civarındaki bir sanat eseri bugün 8 -9 bin dolar. Aradan 5-16 yıl geçmiş. Bu kadar pirim yapan bir şey. Bizim burada 5 bin liraya sattığımız bir tablo müzayede de 63 bin liraya satıldı o yüzden sanat eseri duvara asılan arsadır. Alırsın koyarsın duvarına ama günü geldiğinde değerlenir.

Sonra koleksiyoncular bunları müzeye de çeviriyorlar değil mi?

Türkiye’de bunun örnekleri var. Koç, Sabancı, Eczacıbaşı…Bunlar koleksiyonlarını müzeye çevirdiler. Ve çok da iyi yaptılar. Örnektir Türkiye’de. neden Antalya’dan böyle bir koleksiyon er çıkmasın.  Bir sürü boş mağazalar var neden bunlar galeri olmasın. Antalya Türkiye’nin dışarıya açılan balkonu. Penceresi değil artık. Artık bu balkona çıktığın zaman tümüyle geliyor.  Türkiye’nin aynası burası ama caddelere bakın kaç galeri var. Hâlbuki. O büyük mağazalar sanat galerisi olmalı. Kaleiçi’nde sanatçılar olması lazım. Barlar olsun hediyelikçi, oteller olsun ama sanatçılarda olsun. Bütün dünyanın eski şehirlerinde mutlaka sanatçılar vardır. Galeriler vardır. Ama bizde yok.  Kaleiçi’nde de tek tük var. Ama biz görsel olarak sanatın varlığını hissettirebilmemiz lazım. Bu çoğalmaya neden olacaktır.

 

Antalya’da sanat neden az gelişmiş?

Bu istemeye bağlı açlık gibi. Karnımız acıktığında yemek yemeği arzu ettiğimiz gibi. Ruhumuza, gözümüze, beynimize her hangi bir yere baktığımızda kendi duygu düşüncelerimizi arasında bir ilişki yaşamak istiyorsak bu sanat açlığıdır. Neden müzik dinler insan? Neden tiyatroya gider? Resim heykel de böyle o bir açlık. Ben olduğum mekanda bir tane boş duvar görmek istemem. Bütün dünyadaki işletmelerin şirketlerin idari binalarına girdiğiniz an bir sanat eseri ile karşılaşırsınız. Merdivenlerinde lobilerinde heykellerle karşılaşırsınız. Bu o şirketin itibar kimliğidir. Böyle bir şeyin farkında bile değiliz. Türkiye’de biz deki şirket kimliği cironla ilgili. Sanat tabi insan yaşamındaki farklılığı ortaya koyan bir yolun başlangıcı. Bu yolda yürüyen o yolun genişlediğinin farkına varır.

 

Sanat nasıl topluma empoze edilir?

Antalya da bu iş hala zor. Yaşatmak zor galeriyi. Geçmiş dönemde Cumhuriyet Meydanı’nda bir açık galeri yaptık. Türkiye’nin ilk açık galerisidir. Menderes başkanın ilk döneminde benim projemdir bu. Sergilerde yapıldı. Ama orası da atıl bekliyor. Ki açık galeri Antalya da bir yerde değil birçok yerde olması lazım. Çünkü Antalya gece ve gündüz gezilmeye uygun bir şehir. Yazın insanlar çoğalıyor. Şehrin merkezini gezmeye gelen turistler uğrak yeridir meydanlar ve oralarda insanları sanatla karşılaştırmak lazım. Hiçbir şey almasalar ne var diye bakması kazançtır. İşte sanata toplum böyle kazandırılır.

Antalya Türkiye’nin sanat patlaması olabilecek e şanslı kent. Bodrum bunu yıktı. Bodrumda yaşayan bir sürü sanatı var. Birçok galeri ar kaliteli sergiler var. Sanat alışverişi yapılıyor tatil yöreleri bu işi kıvırdılar. İzim galerimizde sergi açıyoruz Türkiye’nin en iyi sanatçıları var. Ama satış yok. En baştan beri satışa endeksli ir galeri değildik. Kültür ve sanata hizmet anlamında ortaya çıktık. Ne kadar dayanırız bilmiyorum. Bu serginin adı +119. Uzun süredir galeri de sergi olmayınca galeri kapandığı sanılmış. Bende bu ismi verdim. Şimdiye adar açılan 199’uncu sergi olduğu ve inatla devam edecek olmasından dolayı. Bu mesajı vermek için. Tabi çoğalması lazım galerilerin. Galerinin cadde üstünde olması lazım eski bir mahalle burası burada bir galerinin varlığı garip geliyor yani galeriler ihtiyaçtan çıktı. İnsanların arayıp bulması lazım. Göz önünde olmasından ziyade aranan olmak önemlidir.

Aileler sanata bakışı da oldukça önemli değil mi? Sanat meslek olarak görülmüyor.

Bunu iki aşamada a değerlendirmek lazım Türk aile yapısında insanlar kendilerini çocuklarının geleceğine göre endekslerler. Ama bu böyle ne yazık ki  bir çok sanat okulları açtılar. Buradan mezun olan çocuklara ne yazık ki iş imkânı yok. Sanattan da para kazanma şansı da yok. Bir sanat okulundan mezun olmuş bir gencin sanatından para kazanabilmesi yaklaşık olarak. Kendi sanatında olgunlaşması sanat üretmesi sergilere katılması ismini duyurması. Bütün bunların üst üste konduğu zaman ailelerde daha rahat para kazanacakları bir iş olmasını istiyorlar. Burada haklılar. Ama sanata karşı yeteneği varsa çocuğunuzun doğru olan sanat okulunda okuması. Birçok ailemiz orta halli. Bunda maddi hayatta etkili o yüzden GSF mezunları farklı işler yapıyor. Kazanabileceği paranın ona yetip yetmeyeceği endişesi var.  Tabi ki toplum yapısı ve iş olanakları buna pek müsait değil.

Sanat eskiden beri aslında aşina olduğumuz bir alan…. El sanatları, türküler vb…

Aslında toplum olarak sanatla iç içe bir geçmişimiz var. Anadolu’da bir el işi yapan bir kadın sanat yapıyorum diye yapmaz ama yaptığı bir eserdir. Kilim dokuma d aynı şekilde. Kırsal dan şehire gelince insan bu özelliklerini unutuyor. Şehirlilik ve kırsallık arasında kalıyor ve bir tarafa adapte olamıyor. Böyle bir yapısı içerisinde sanatı duyurabilmek çok zor.

Sanatçının toplumda farklı algılandığını düşünüyor musunuz?

Tabi. Aykırılık değil de hissetmek algılamak farklıdır. Başkanısın endişeli ile sanatçı endişesi farklıdır toplumsal olaylarda. Ama bunlarda bir kıvılcım gibidir. Ateşi birinin yakması sanatçının kıvılcımıyla olur. Orta çağdan bizi çıkara aydınlar, sanatçılardır. Sanatçılığın farklılığı illaki olacaktır. Yorumlama, hissetme ve algılama farklılığı var. Ama sanatçı gerçek sanatçı topluma saygılıdır da. Sanatta samimiyet yoksa o sanatçının sanatçılığını da tartışmak gerekir.

 

Antalya dünya kenti bir şehir diyoruz, eski bir şehir diyoruz ama sanatı yaşatacak bir ruhu yok?

 

Benim en çok kızdığım şey dünya kenti lafı. Dünya kenti böyle olmaz. Dünyanın bildiği bir kent olur ama dünya kenti olmaz. Caddeye çıkınca kafanızı kaldırıp bir etrafa bakın sağlı sollu görsel kirlilik binalardaki karaktersizlik rezalet, her mimar kendine göre bir şey yapmaya çalışıyor. Oysa karakter benzerlikten geçer. Benzerlik değince tekrar anlamında değil. Birinde olan bir şeyin diğerinde devamıdır ama Antalya ta bu yok. Herkes Antalya’daki herkes o rezalet kirlilikten kurtulması lazım. Önce Antalya’yı hamam a sokup yıkamak lazım. Önce yıllardır savaşını veriyorum. Antalya’nın iki aşılmayan konusu var. tabela kirliliği bizim kapımızda buranın ne olduğunu gösteren 40×40 tabelamız var. Görünen mi olmak istersin aranan mı olmak istersin bu tercihi yaptığın zaman. Görünen ile arana arasındaki fark düşünülürse. Hiç bir sorun kalmaz. Koca koca tabelaya gerek yok ki Antalya daha bunu aşamadı. Burası Antalya’nın en eski mahallelerinden ama hali ortada. O yüzden biz asla dünya kenti değiliz.

Eskinin anlamı nedir?

Eski korunabilecek anlamındadır eskinin korunması yeninin de eskiyi yok etmeyecek anlamdaki karakter anlamına girmesi lazım. İnsanların şehri yaşaması ve sanatçıların da bu şehri doldurması lazım.  Şehri bu tür insanlar yaşamazsa onların yerini başkaları dolduruyor. Antalya merkezde bir karmaşa var. Kültür yapısını oluşturacak sanattır. Bunu geliştirmek lazım.

Şenay Gürbüz

antalya-gazete-roportaj

http://www.antalyagazetesi.com.tr/17376-guncel-unuttugumuz-yanimiz-sanat.html